BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun şüpheli ölümünün üzerinden tam 17 yıl geçti. O gün yani 25 Mart 2009 tarihinde meydana gelen helikopter kazası başlı başına soru işaretleri taşırken, o gün ve sonrasında kazanın bulunduğu alana erişilmesine kadar geçen 48 saat ve üzeri sürede yaşanılanlar ile ardından geçen yıllarda olayın aydınlatılamaması ve daha da şaibelerin artması maalesef yakın tarihimizin en vahim olaylarındandır.
Bu olay o dönemde belli güçlerce üzeri kapatılmak istenmiş ve bunda da başarılı olduğunu ifade edelim ancak, kamuoyunda basit bir helikopter kazası olarak değil, suikast olarak vicdanlarda ve hafızalarında hapsedilmiştir. Ve en acısı o dönemde devletin acizliği olarak gösterilmiştir.
İşte bugün hani şu FETÖ denen sözüm ona önü cemaat olarak gösterilen, arkası büyük bir casusluk örgütlenmesi niteliğinde olan yapılanma var ya…
İşte bugün o hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hala bunun FETÖ’nün üzerine kurgulanan bir kumpas, bir oyun, bir hikaye olarak gören inançsızlar var ya…
Hala darbe girişimine inanmayan sol kesim var ya…
İşte;
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü, öldürülmesi 15 Temmuz darbe girişimine gidilen yolun hain adımlarından biriydi. O dönemlerde darbe gününe kadar devletin içinde kuvvetli olduklarının bir kanıtıydı ve bu kaza ile söylediğim gibi devleti toplumun ve tüm dünyanın gözünde ne kadar çaresiz olduğu algısını gösterme provalarından biriydi.
Aslında resmi açıklama olmasa da kamuoyunun tüm şüphesi suikastın planlayıcısı ve gerçekleştiricilerinin FETÖ olduğu yönünde idi.
O gün gelecek ve suçlular er geç milletin önüne çıkacaktı. Toplum sabırla bekledi, sabırla bekledik!..
Ve o gün geldi.
Tam 17 yıl sonra Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ”tüm faili meçhul, şüpheli dosyalar aydınlığa kavuşsun” talimatıyla startı verdi. Basit cinayetlerde olduğu gibi üstü kapatılan ve devletin tozlu raflarında sırası gelmeyi bekleyen dosyalar tek tek indirildi, kısa sürede failleri yakalanmaya başlandı. Sıra Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve helikopterde bulunan 5 kişinin şüpheli ölümüyle sonuçlanan o olaya geldi.
Önce soruşturma dosyası 12 Haziran 2026’da yetkisizlik kararı ile Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı’ndan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na devredildi. Ardından 10 ilde 30 adrese eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildi. Devletin savcısı, polisi, güvenlik güçleri çok kısa sürede 2’si cezaevinde tutuklu toplam 29 şüpheliyi yakaladı, gözaltına alınanların 19’u tutuklanırken, 8’i adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Ayrıca FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in “ortadan kaldırın” talimatını verdiği de dosyaya girdi. Yine kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Yazıcıoğlu’nun öldürülmesinin nedeninin kendisine örgütün yanında olması teklifinin götürüldüğünde bunu sert bir dille geri çevirmesi olduğu belirtiliyor.
İşte, 29 şüphelinin yakalandığı haberinin yansıdığı anlarda Bursa Hakimiyet Gazetesi’nin ziyaretçileri arasında Anahtar Parti Bursa il Başkanı Fikret Aslan ve ekibi vardı.
Tesadüf mü, yoksa önceden planlanmış mı bilmiyorum. Ama zamanlaması iyiydi. Çünkü kendisini o gün olayların sıcaklığından dolayı daha ziyade Anahtar Parti İl Başkanı olarak değil de merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakın yol arkadaşı olarak soru yağmuruna tuttuk.
Çünkü o sıcak olayları içinde an be an yaşayan ender kişilerden biriydi.
Dedi ki:
“Ben o dönemde yerel seçimlerde BBP’nin Nilüfer Belediye Başkan Adayı idim. Buradan bir grup arkadaşlarla hemen Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine gittik. Bize önce sizin de bildiğiniz gibi Muhsin Bey’in ve 2 arkadaşının yaşadığı haberi geldi. Sonradan bu yalanlandı. Çelişkili açıklamalar yapıldı. Uzun süre kaza yerine ulaşılamadı. Arama ekiplerine katılmak istedik, bize önce izin vermediler sonra da bir kağıt imzalattılar, biz de en son helikopterin görüldüğü bölge için köylülerle dağlara çıktık, olay yerine yaklaştığımızda jandarma bizi çevirdi, “buraya giremezsiniz, tehlikeli alan” dediler. Biz de tüm sorumluluğu aldığımıza dair izin belgesini gösterdiğimiz halde başka tarafı işaret ettiler, “gidin orada arayın” dediler. Yani tam aksi yöne bizi gönderdiler.”
Tabii aradan geçen 48 saat bu millete günler, haftalar gibi geldi. O günlerde kafamızda tek soru vardı. “Böylesine teknolojinin geliştiği dönemde nasıl oluyor da kaza alanına devlet olarak gidilemiyordu? Koordinatlar ve cep telefonu sinyalleri neden kullanılamıyordu?”
Sorular soruları hep kovaladı.
Soruların cevabı aslında biliniyordu ve çok basitti. Ancak zaman ve şartlar uygun değildi. Nitekim yakalanan ve tutuklanan şüphelilerin kimliğine bir bakın. FETÖ mensubu oldukları için devletten ihraç edilen üst düzey asker ve emniyet amirleri… Kaçanları daha bilmiyoruz…
Ancak buraya kadar olan gelişmeler bile toplum olarak inanın bizlerin yüreğine su serpti…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Cennet Yüzer Cankılıç
17 yıldır vicdanlarımızda kapanmayan yara idi!..
BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun şüpheli ölümünün üzerinden tam 17 yıl geçti. O gün yani 25 Mart 2009 tarihinde meydana gelen helikopter kazası başlı başına soru işaretleri taşırken, o gün ve sonrasında kazanın bulunduğu alana erişilmesine kadar geçen 48 saat ve üzeri sürede yaşanılanlar ile ardından geçen yıllarda olayın aydınlatılamaması ve daha da şaibelerin artması maalesef yakın tarihimizin en vahim olaylarındandır.
Bu olay o dönemde belli güçlerce üzeri kapatılmak istenmiş ve bunda da başarılı olduğunu ifade edelim ancak, kamuoyunda basit bir helikopter kazası olarak değil, suikast olarak vicdanlarda ve hafızalarında hapsedilmiştir. Ve en acısı o dönemde devletin acizliği olarak gösterilmiştir.
İşte bugün hani şu FETÖ denen sözüm ona önü cemaat olarak gösterilen, arkası büyük bir casusluk örgütlenmesi niteliğinde olan yapılanma var ya…
İşte bugün o hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hala bunun FETÖ’nün üzerine kurgulanan bir kumpas, bir oyun, bir hikaye olarak gören inançsızlar var ya…
Hala darbe girişimine inanmayan sol kesim var ya…
İşte;
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü, öldürülmesi 15 Temmuz darbe girişimine gidilen yolun hain adımlarından biriydi. O dönemlerde darbe gününe kadar devletin içinde kuvvetli olduklarının bir kanıtıydı ve bu kaza ile söylediğim gibi devleti toplumun ve tüm dünyanın gözünde ne kadar çaresiz olduğu algısını gösterme provalarından biriydi.
Aslında resmi açıklama olmasa da kamuoyunun tüm şüphesi suikastın planlayıcısı ve gerçekleştiricilerinin FETÖ olduğu yönünde idi.
O gün gelecek ve suçlular er geç milletin önüne çıkacaktı. Toplum sabırla bekledi, sabırla bekledik!..
Ve o gün geldi.
Tam 17 yıl sonra Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ”tüm faili meçhul, şüpheli dosyalar aydınlığa kavuşsun” talimatıyla startı verdi. Basit cinayetlerde olduğu gibi üstü kapatılan ve devletin tozlu raflarında sırası gelmeyi bekleyen dosyalar tek tek indirildi, kısa sürede failleri yakalanmaya başlandı. Sıra Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve helikopterde bulunan 5 kişinin şüpheli ölümüyle sonuçlanan o olaya geldi.
Önce soruşturma dosyası 12 Haziran 2026’da yetkisizlik kararı ile Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı’ndan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na devredildi. Ardından 10 ilde 30 adrese eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildi. Devletin savcısı, polisi, güvenlik güçleri çok kısa sürede 2’si cezaevinde tutuklu toplam 29 şüpheliyi yakaladı, gözaltına alınanların 19’u tutuklanırken, 8’i adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Ayrıca FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in “ortadan kaldırın” talimatını verdiği de dosyaya girdi. Yine kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Yazıcıoğlu’nun öldürülmesinin nedeninin kendisine örgütün yanında olması teklifinin götürüldüğünde bunu sert bir dille geri çevirmesi olduğu belirtiliyor.
İşte, 29 şüphelinin yakalandığı haberinin yansıdığı anlarda Bursa Hakimiyet Gazetesi’nin ziyaretçileri arasında Anahtar Parti Bursa il Başkanı Fikret Aslan ve ekibi vardı.
Tesadüf mü, yoksa önceden planlanmış mı bilmiyorum. Ama zamanlaması iyiydi. Çünkü kendisini o gün olayların sıcaklığından dolayı daha ziyade Anahtar Parti İl Başkanı olarak değil de merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakın yol arkadaşı olarak soru yağmuruna tuttuk.
Çünkü o sıcak olayları içinde an be an yaşayan ender kişilerden biriydi.
Dedi ki:
“Ben o dönemde yerel seçimlerde BBP’nin Nilüfer Belediye Başkan Adayı idim. Buradan bir grup arkadaşlarla hemen Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine gittik. Bize önce sizin de bildiğiniz gibi Muhsin Bey’in ve 2 arkadaşının yaşadığı haberi geldi. Sonradan bu yalanlandı. Çelişkili açıklamalar yapıldı. Uzun süre kaza yerine ulaşılamadı. Arama ekiplerine katılmak istedik, bize önce izin vermediler sonra da bir kağıt imzalattılar, biz de en son helikopterin görüldüğü bölge için köylülerle dağlara çıktık, olay yerine yaklaştığımızda jandarma bizi çevirdi, “buraya giremezsiniz, tehlikeli alan” dediler. Biz de tüm sorumluluğu aldığımıza dair izin belgesini gösterdiğimiz halde başka tarafı işaret ettiler, “gidin orada arayın” dediler. Yani tam aksi yöne bizi gönderdiler.”
Tabii aradan geçen 48 saat bu millete günler, haftalar gibi geldi. O günlerde kafamızda tek soru vardı. “Böylesine teknolojinin geliştiği dönemde nasıl oluyor da kaza alanına devlet olarak gidilemiyordu? Koordinatlar ve cep telefonu sinyalleri neden kullanılamıyordu?”
Sorular soruları hep kovaladı.
Soruların cevabı aslında biliniyordu ve çok basitti. Ancak zaman ve şartlar uygun değildi. Nitekim yakalanan ve tutuklanan şüphelilerin kimliğine bir bakın. FETÖ mensubu oldukları için devletten ihraç edilen üst düzey asker ve emniyet amirleri… Kaçanları daha bilmiyoruz…
Ancak buraya kadar olan gelişmeler bile toplum olarak inanın bizlerin yüreğine su serpti…